NÖROPSKİKOLOJİ - Çoklu kişilik

NÖROPSKİKOLOJİ – Çoklu kişilik Leave a comment

NÖROPSKİKOLOJİ – Çoklu kişilik

AYSUN’UN DÜNYASI

NÖROPSKİKOLOJİ - Çoklu kişilik

 

Biz insanlar; sadece bedensel olarak değil, ruhsal, zihinsel, davranışsal unsurlardan oluşan kişilik olarak da birbirimizden farklıyızdır.

Kimimiz kendi iç dünyamızda yaşamakta olduğumuz farklılıklarımızı dış dünyaya yansıtmadığımız gibi, kimimiz de kendi iç dünyasında yaşadığı farklılıkları dış dünyaya yansıtarak, çevresindekilerin yaşantısını da etkileyip değiştirmektedir, tıpkı Aysun gibi.

Aysun, henüz 4 yaşında iken annesi ve babası ayrılırlar. Annesi bakamayacak durumda olduğu için, 1 yıl babasıyla birlikte yaşar ve babası da bakmakta zorlanınca amcasına teslim edilir. Amcasının da çocukları vardır ve o kalabalık aile ortamında 3 yıl boyunca yaşamak zorunda kalır.

8 yaşına geldiğinde, tekrar evlenerek kendisine yeni bir hayat kurmayı başaran annesi Hatice hanım tarafından amcasından alınır ve annesi ve annesinin yeni eşi ile birlikte yaşamaya başlar.

Annesinin, amcasıyla yaşadığı dönemi merak ederek sorduğu tüm soruları “hatırlamıyorum” diyerek cevaplaması, annesinin, üsteleyip sıkboğaz etmemek adına gözardı ettiği bir durumdur.

13 yaşına kadarki 5 yıl boyunca sessiz, sakin, çekingen ve uyumlu bir yaşam sürmekte olan Aysun’da bazı değişiklikler ortaya çıkmaya başlar. Bazen hiçbir şey yokken bir anda saldırgan, kırıp-döken, karşısındakilere hakaret ve küfür eden bir erkek çocuğu, bazen de 5-6 yaşlarındaki bir kız çocuğu gibi olmaktadır. Aysun’un bu şekilde anlık ve zarar verici değişimleri, annesi Hatice hanımın eşiyle huzursuzluk yaşamasına, hatta kavga etmesine neden olmaktadır.

Bir gün, odasının ortasına yığdığı kâğıtları tutuşturup yanmasını izlerken yakalanması,  bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu olay karşısında, kızının durumunun göründüğünden çok daha vahim olduğunu anlayan anne, onu derhal  hastahane’ye götürür. Aysun, Psikiyatrist’in sorduğu sorulara da “hatırlamıyorum” cevabını verdiği için teşhis konulamamış, verilen sakinleştirici bir ilâç da çözüm olmamıştır.

Ergenlik döneminde Aysun’daki değişim daha da belirginleşir. Evde sürekli kavga eden, her şeyi kırıp-döken, hatta kesici bir alet ile kollarını çizerek kanatan birisi olmuştur. İlginç olan şey ise, bunları yaparken kendisine Aysun diye hitap edildiğinde “benim adım Aysun değil, benim adım Kenan” diye bağırıyordu. Annesi daha önce defter ve kitaplarının üzerinde Kenan yazıldığını görmüştü ama, Kenan’ı erkek arkadaşı sandığı için de herhangi bir tepki göstermemişti. Kızının benim adım Kenan demesi üzerine hayretler içinde kalmış, büyük bir endişeye kapılmıştı. Aysun sakinleşip normale döndüğünde annesi onu tekrar hastahane’ye götürür ve bu kez Psikoloji Kliniğine başvururlar.

Psikoloji uzmanı Dr. Ekrem bey’e bütün yaşananlar anlatılır. Aysun, psikoloğun olaylarla ve çocukluk dönemiyle ilgili sorularına da “hatırlamıyorum” cevabını verince, Ekrem bey ilk olarak, beyinde hafıza kaybına neden olabilecek fiziksel bir sorun olup olmadığını görebilmek için, radyolojik ve manyetik görüntüleme yapılmasını ister.

 

Psikolog Ekrem bey, tetkik sonuçları kendisine gelir gelmez inceler ve beyinde fiziksel herhangi bir sorun olmadığını görür.  Çok nadir olarak rastlanılabilecek bu sorunu, ancak Aysun ile daha önce ilgilenmiş olan Psikiyatri uzmanı Cem bey ile birlikte işbirliği yaparak çözebileceklerine karar verir ve uygun bir zamanda bir araya gelerek, Aysun’un durumunu değerlendirmeye başlarlar.

Her ikisinin de ortak sorunu, Aysun ile yaptıkları görüşmelerde çocukluk dönemiyle ilgili bilgi edinememiş olmalarıydı. Oysa, teşhisin konulabilmesi için o karanlık çocukluk döneminin mutlaka aydınlatılması gerekiyordu. Çünkü, beyinde hafıza kaybına neden olacak herhangi bir fiziksel bulguya rastlanılmamıştı ve yaşadıklarını hatırlayamadığını söylemesinin yalan olmadığı konusunda da hemfikirlerdi.

Peki ama, tamamen kapalı olduğu çocukluk dönemini nasıl aydınlatabileceklerdi?  3 gün sonra tekrar gelecek olan Aysun ile, iki hekim olarak birlikte görüşmeleri çok daha iyi olurdu ama, bunun, hangi ruh halinde geleceği belli olmayan Aysun’un üzerinde ters etki yaratabilme olasılığı da vardı. Bunu denemekten başka çareleri de yoktu ve denemeye karar verirler.

İlk önce Aysun ile ilgili ellerindeki bilgileri ortaya koyarlar. Aysun’dan alınabilen tek bir bilgi yoktur, tamamı annesinden edinilebilen bilgilerdir.

  • Normalde sessiz, sakin, çekingen ve uyumlu birisidir,
  • Sinirlendiği zaman kendisine ve çevresindekilere zarar verebilen, kendisini erkek olarak gören birisidir,
  • Zaman zaman küçük bir kız çocuğuna dönüşen birisidir.

Normal halinde veya kendisini erkek olarak gördüğü hırçın halinde iken yapılacak seanslar sonuç vermeyeceğine göre, geriye sonuç alabilecekleri tek seçenek, onun küçük bir çocuğa dönüştüğü zamanı yakalamak kalmıştır.

Bunu nasıl yapabileceklerini tartışmaya başlarlar. Ellerinde onun küçük bir çocuğa dönüşmesini neyin tetiklediği ile ilgili bir ip ucu da yoktur.

Aysun ve annesi randevu zamanı geldiklerinde odada her iki uzman doktor tarafından samimi bir biçimde karşılanır. Öncelikleri, Aysun’un psikolojik olarak gevşemesini sağlamak olduğu için, doğrudan rahatsızlığı ile ilgili sorular sormak yerine, işe sohbet havasında başlarlar.

Sohbet sırasında, Aysun’un açık olan pencereden dışarıyı izlemekte olduğunu fark eden Psikolog Ekrem bey, dikkatinin dağılmasını önlemek için pencerenin panjurunu kapatır. Oda loş hale gelince Aysun’da tuhaflıklar başlar.

Aniden tedirginleşen Aysun, korku dolu gözlerle odayı incelemeye başlar. Tam bu sırada, dışarıdan küçük çocuk ağlaması yankılanır. Aysun bir anda çılgına döner. Ayağa kalkıp duvarı yumruklamaya, “susturun şu çocuğu, yoksa öldürürüm” diye bağırmaya başlar. Annesi “Aysun!!! sakin ol kızım” diyerek müdahale etmek isteyince, “benim adım Kenan, bana Aysun deyip beni çıldırtmak mı istiyorsun?” diyerek annesine saldırmaya kalkışır. Ekrem bey ve Cem bey araya girerek annesinin dışarı çıkmasını sağlarlar.

Aniden gelişen bu durum, aslında her iki uzman için de sürpriz olmakla birlikte, arayıp da bulamadıkları fırsatı yakalamalarını sağlamıştır.

Aysun, odada kontrolsüz bir biçimde hareket ediyor, “nefret ediyorum şu Allahın belası çocuklardan” diye bağırıyordu. Öfkesi dinmek bilmiyordu. Cem bey ani bir hareketle dışarı çıkıp, ağlamakta olan çocuğun koridordan uzaklaştırılmasını sağlayıp, tekrar odaya döner ve Ekrem beyin gözlerine bakarak “ben de nefret ediyorum bu çocuklardan, bunlardan kurtulmak lazım” der.

Bunu duyan Aysun aniden kanepeye oturup ağlamaya başlar. Hıçkıra hıçkıra ağlarken, sürekli olarak “amca beni bu karanlık banyoya koyma, ben karanlıktan çok korkuyorum amca, amca nolur vurma canım çok acıyo” demektedir.

Her iki uzman da, sürpriz bir biçimde ortaya çıkan gelişmelerin kendilerini getirdikleri noktadan son derece memnun bir haldedirler.

Cem bey “seni bu banyoya neden koyduğumuzu biliyor musun?” diye sorar. Aysun “biliyorum…misafirlerin beni görmesini istemiyorsunuz, bir de, sizinle beraber yemek yemek istediğimde beni buraya kapatıyorsunuz, buraya girmek istemeyince de dövüyorsunuz” der.

Ekrem bey “tamam seni bu karanlık banyodan kurtaracağım” diyerek pencerenin panjurunu sonuna kadar açar ve Aysun’un yanına oturup onun başını okşayarak “tamam, sana söz veriyorum. Seni bir daha banyoya kapatmayacağız. Artık yemeklerini de hep bizimle birlikte yiyeceksin” der.

Başını Ekrem bey’in göğsüne yaslayan Aysun, ağlamaya devam eder. Bir süre sonra başını doğrultan Aysun şaşkın bir halde “ben neredeyim, bana ne oldu?” diye sorar. Aysun’un normal haline döndüğünü gören Ekrem bey “Aysuncuğum seninle kısa bir yolculuk yaptık ve artık senin bütün sorunlarını çözebileceğiz” der.

Bu arada dışarı çıkan Cem bey Aysun’un annesine “herşey tamam, merak etmeyin…sizin eşinizle birlikte yapmanız gereken tek şey, ona sürekli sevgi ve şefkat göstermeniz ve ona güven vermeniz olacaktır…Biz şimdi Ekrem bey ile bundan sonrası için uygulayacağımız tedavi ve terapi sürecini değerlendirmek için kısa bir görüşme yapacağız. Aysun çıkınca onunla bahçede oturup bekleyin” der. Duyduklarından son derece mutlu olan Hatice hanım, Aysun odadan çıkınca onunla bahçeye giderler.

Bir süre sonra, Ekrem bey ve Cem bey de bahçeye gelirler. Psikiyatrist Cem bey Aysun’a bir reçete verip, 10 gün sonra tekrar gelmesini söyleyerek vedalaşırlar.

Aysun’un küçük bir çocukken yaşadığı ve onda çok derin izler bırakan travmaların nedenleri; amcasında kaldığı dönemde aileden tecrit edilmek istenilmesi, bunu yaparken karanlık bir yerde arkasından kapı kilitlenerek hapsedilmesi, buna direndiğinde ise şiddet görmesidir.

Aysun’un çoklu kişilik sorunu yaşamasının nedeni: bu ağır uygulamalardan küçük bir kız çocuğu olarak baş edemeyeceği için, kendisini yetişkin ve sert bir erkek olarak görmek istemesi, kendisini olmak istediği erkek tipine büründürdüğünde ise, ezilen ve ağlayan çocukluktan nefret edip kurtulmak istemesidir.

Aysun, sorunlarından bir mucize sonucu beklenenden daha erken kurtulabilmişti…

Ya kurtulamasaydı?

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »