YENİ BESİN PİRAMİDİ

YENİ BESİN PİRAMİDİ Leave a comment

YENİ BESİN PİRAMİDİ

YENİ BESİN PİRAMİDİ

ABD Tarım Bakanlığı (USDA), Amerikan halkının sağlığını korumak ve kronik hastalıklardan uzak kalacak şekilde beslenmelerini sağlamak amacıyla, 1992 yılında bir “Beslenme Rehber Piramidi” yayınlamıştı. Bu piramitte önerilenler, kısa zamanda herkesçe kabul edilir hale geldi. Piramide göre, yağ tüketimi en aza indirilmeli ve 6-11 porsiyon karmaşık karbonhidrat içerikli (ekmek, tahıl, pirinç, pasta ve bunun gibi) gıda tüketilmeliydi. Besin piramidi, aynı zamanda bol miktarda sebze (patates ve başka karmaşık karbonhidrat içerikli), meyve ve süt ürünü tüketiminin yanısıra da kırmızı et, kümes hayvanı, balık, fındık, kuru meyve ve yumurtanın bir arada bulunduğu etbakla grubundan da günde en az 2 porsiyon tüketimi tavsiye ediyordu. Bu besin piramidi geliştirilmeye başlandığında bile, beslenme uzmanları uzun zamandır, bazı yağ türlerinin sağlık için önemli olduğunu ve kalp hastalıkları riskini azaltabildiğini biliyorlardı. Dahası, bilim adamları, fazla miktarda karbonhidrat alımının yararlı olduğunu gösteren çok az bulguya sahiplerdi. 1992’den beri, birbiri peşisıra yapılan çalışmalar, bu piramidin oldukça hatalı olduğunu gösterdi. Kısacası, yağların tümü sağlığımız için kötü değil ve tüm karmaşık karbonhidratlar koşulsuz iyi değil. ABD Tarım Bakanlığı’na bağlı Gıda Politikası Geliştirme ve Benimsetme Merkezi, şu anda piramidi yeniden düzenliyor. Bunun yanısıra, Harvard Toplum Sağlığı Okulu tarafından, beslenme ve sağlık arasındaki ilişkinin şu anki verileriyle yeni bir besin piramidi hazırlandı. Çalışmalar, hazırlanan piramidin tavsiyelerine uyulduğunda, kadınlarda ve erkeklerde kalp hastalıkları riskinin düşebildiğini gösteriyor. Peki, USDA tarafından hazırlanan piramidin neresi yanlış? Araştırmacılar, on yıllardır kırmızı et ve süt ürünlerinde bolca bulunan doymuş yağların kandaki kolesterol düzeyini artırdığını biliyorlar. Yüksek kolesterol seviyeleri, kalp hastalıkları riskinin artmasıyla ilişkili. 1960’larda yapılan kontrollü beslenme çalışmaları, doymuş yağın kolesterol düzeyini artırdığını bitkisel yağlar ve balıklarda bulunan çoklu doymamış yağlarınsa kolesterolü düşürdüğünü göstermişti. Bu nedenle, 1960’lı ve 1970’li yıllarda beslenme üzerine yapılan tavsiyelerde, yağların toptan terkedilmesi değil, doymuş yağların çoklu doymamış yağlarla yer değiştirmesi üzerine duruldu. Ne yazık ki, pek çok beslenme uzmanı, hangi yağların sağlıklı, hangilerinin sağlıksız oldukları konusunda halkı eğitmenin kolay olmayacağını düşünerek, bunun yerine çok daha basit bir mesaj vermeyi tercih ettiler: “Yağlar kötüdür.” ABD’de tüketilen tüm yağın %40’ını doymuş yağlar oluşturduğu için, USDA’in açıklaması şöyleydi: Az yağlı beslenme, beraberinde doymuş yağ alımını da azaltır. Bu tavsiye kısa zamanda gıda endüstrisi tarafından da desteklendi ve düşük yağ içerikli, ancak yüksek fruktozlu mısır şurupları gibi tadlandırıcılarla yüklü kek, cipsler ve başka ürünler piyasaya sürüldü. Besin piramidi geliştirilmeye başlandığında tipik bir Amerikalı, kalorisinin %40’ını yağ, %15’ini protein ve yaklaşık %45’ini karbonhidratlardan sağlıyordu. Beslenme uzmanları, daha fazla protein tüketimini önermek istemiyordu, çünkü kırmızı et gibi pek çok protein kaynağı aynı zamanda bolca doymuş yağ da içeriyordu. Böylece, “yağ kötüdür” bildirisi, doğal sonucu olan “karbonhidratlar iyidir”i getirdi. ABD Kalp Derneği ve diğer grupların hazırladığı beslenme rehberleri, insanların, kalorilerinin en azından yarısını karbonhidratlardan alması gerektiğini ve yağdan alınacak kalorinin %30’u geçmemesi gerektiğini bildirdiler. Bu görüş, yapılan çalışmalarla desteklenmese de, kısa zamanda kabul gördü. Araştırmacıların “kötü kolesterol” olarak bilinen düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) biçiminde gruplandırılan ve “iyi kolesterol” olarak bilinen yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) kolesterol taşıyıcı kimyasalların, kalp hastalıklarında farklı etkileri olduğunu ortaya çıkarmalarıyla bu görüş daha şüpheli bir hal aldı. Kanda, LDL’nin HDL’ye oranının azalması kalp hastalıkları riskini düşürürken, oranın artması, bu riski artırır. 1990’ların başlarında yapılan kontrollü beslenme çalışmaları, doymuş yağdan alınan kalorinin karbonhidratla değiştirilmesinin, LDL’nin tüm kolesterole oranını düşürdüğünü, ancak bununla beraber HDL düzeyinin de düştüğünü gösterdi. Bu durumda, LDL’nin HDL’ye oranı değişmediği için, kalp hastalıkları riski de çok az oranda düşer. Dahası, yağın karbonhidratla değişimi, olasılıkla vücudun endokrin sistemine etkisinden dolayı, yağın bileşen molekülü olan trigliseridin kandaki düzeyinin artmasına neden olur. Trigliserid düzeyinin yükselmesi de, yine kalp hastalıları riskinin artmasına neden olabilir. Yeni Besin Piramidi Bu etkiler, tekli doymamış ya da çoklu doymamış yağların da karbonhidratla değiştirilmesiyle,daha zararlı hale gelir. Bu durumda, LDL seviyesi yükselir ve HDL seviyesi düşer.
S o n u ç olarak, kolesterol oranı kötüleşir. Aksine, doymuş yağı, tekli doymamış ya da çoklu doymamış yağla değiştirmek, bu oranı iyileştirir ve bu durumda kalp hastalıkları riskinin düşmesi beklenir. Karbonhidratlardan daha zararlı olan tek yağ türü, trans-doymamış yağ asitleridir. Bunlar, bitkisel yağların kısmen hidrojenlenerek katılaşmalarıyla oluşur. Pek çok margarin, fırınlanmış ve kızartılmış yiyeceklerde bulunan “transyağlar”, sağlığımız için özellikle tehlikedir. Çünkü bu yağlar, kandaki HDL seviyesini düşürürken, LDL ve trigliserit seviyesini artırır.

Resmin Bütünü

Beslenmenin sağlık etkisini tümüyle anlamak için, kolesterol oranları ve trigliserit düzeyinin ötesine bakma gerek. Yediğimiz yiyecekler, kan basıncını artırma ya da kanın pıhtılaşma eğlimini artırmak gibi başka yollardan da kalp hastalıklarına neden olabilirler. Ve bazı gıdalar da, süpriz şekilde kalp hastalıklarını önleyebilir; örneğin, balık ve bazı bitkisel yağlarda bulunan omega 3 yağ asidi, ani ölüme neden olan “ventriküler fibrilasyon” (özellikle kalp karıncıklarında çok hızlı kasılmalara neden olan bir tür ritm bozukluğu) olasılığını düşürebiliyor. Gıdaların, tüm bu zararlı ve yararlı etkilerini değerlendirmenin en ideal yöntemi, uzun dönemli çalışmalar olabilir. Bu çalışmalarda, insanların rastgele bir beslenme programını seçmesi sağlanır ve seçtikleri programları tamı tamına uygulayan bu insanlar, yıllarca izlenir. Pek pratik olmaması ve maliyetli olması nedeniyle, bu çalışmaların sayısı oldukça az. Çoğu da, zaten kalp rahatsızlığı çeken hastalar üzerinde yapıldı. Sınırlı o l masına karşın, bu çalışmaların sonuçları doymuş yağların karbonhidratlarla değil, çoklu doymamış yağlarla yer değiştirmesinin faydalarını destekliyor. Bu çalışmalara en iyi alternatif, pek çok insanın beslenmelerinin periyodik olarak değerlendirildiği ve katılımcılarda kalp hastalıkları ve öteki durumların gelişiminin izlendiği büyük epidemiyolojik çalışmalar. Bu araştırmalara en bilindik 1976 yılında, ağızdan alınan gebelik önleyicilerin etkisini değerlendirmek için başladı, ancak kısa zamanda beslenmeyi de kapsadı. Harvard Üniversitesi’nden bir grup, çalışma kapsamında yaklaşık 90.000 kadını ve 1986 yılında başlayan bir izleme çalışlmasında da 50.000’den fazla erkeği izledi. Çalışmada toplanan veriler sonucunda, sigara kullanımı, fiziksel etkinlik ve öteki bilinen risk faktörlerinin analiz ayarlamaları da y a p ı l d ı k tan sonra, katılımcıların kalp hastalığı risklerinin beslenmede tüketilen yağ tipine önemli derecede bağlı olduğu bulundu. Trans yağların tüketimi, riski hızlı şekilde artırırken, doymuş yağların tüketimi riski daha yavaş artırıyor. Aksine, tekli doymamış ya da çoklu doymamış yağların yenmesiyse riski düşürüyor. Bu iki etki birbirini dengelediği için, toplam yağ tüketimi kalp hastalıkları oranını çok artırmıyor. Yani, yüksek yağ tüketimi, Tek başına kalp hastalıkları riskiyle ilişkili değil. Peki, yağ tüketimi kalp hastalığından başka hangi hastalıkları etkileyebilir? Batı ülkelerinde meme, kolon ve prostat kanserlerinin oranının yüksek olması, özellikle hayvansal yağ tüketiminin risk faktörü olabileceği fikrini doğurdu. Fakat, büyük epidemiyolojik çalışmalar sonucunda, orta yaşlılarda, yağ tüketiminin meme ya da kolon kanseri riskini etkilediğini gösteren çok az kanıt ortaya  çıktı. Bazı çalışmalar, prostat kanseri ve hayvansal yağ tüketiminin ilişkili olabileceğini gösterdi. Ancak, bitkisel yağların herhangi bir kanser riskini artırdığını gösteren bir iz yok. Hatta, bazı çalışmalar bitkisel yağların bu riskleri yavaşça azalttığını ileri sürüyor. Bu nedenle, beslenmede yağ kullanımına karar verirken, kanser riski değil, kalp hastalıkları riski göz önünde bulunduruluyor. Son olarak, yağ tüketiminin aşırı şişmanlık üzerindeki önemi de göz önünde tutulmalı. Aşırı şişmanlık, Tip II şeker hastalığı (yetişkin yaşta başlayan şeker hastalığı), kalp hastalıkları ve meme, kolon, böbrek, yemek borusu kanserleri gibi bazı hastalıklar için en önemli risk faktörü. Pek çok beslenme uzmanı, yağ tüketiminin kilo alımında rolü olduğunu düşünüyor; çünkü yağda, gram başı n a protein Yağlar, sıvı yağlar ve tatlılar Nadiren Tüketilmeli Süt, yoğurt ve peynir 2-3 porsiyon Sebze 3-5 porsiyon Et, balık, kümes hayvanı, yumurta, kabuklu yemişler ve kuru bakla 2-3 porsiyon…

Karbonhidrat Yüklemesi

YENİ BESİN PİRAMİDİ

Karmaşık karbonhidratlar, glukoz ve fruktoz gibi uzun şeker zincirlerini içerir; şekerse yalnızca bir ya da iki zincir içerir. fiekerin kaloriden başka bir şey sunmadığı kaygıları nedeniyle, karmaşık karbonhidratlar USDA besin piramidinin tabanını oluşturur. Fakat, beyaz ekmek ve beyaz pirinç gibi arıtılmış karbonhidratlar, kolaylıkla vücudumuzun temel yakıtı olan glukoza parçalanabilir. Arıtma işlemi, kolay emilebilir nişasta (birbirine bağlanmış glukoz molekülleri) türünü üretir ve aynı zamanda pek çok vitamin, mineral ve lifi uzaklaştırır. Böylece, bu karbonhidratlar kandaki glukoz düzeyini, arıtılmamışının yaptığından daha fazla artırır. Patatesi düşünelim. Haşlanmış patates yemek, kan şekeri düzeyini aynı kalori miktarındaki sofra şekerininkinden daha fazla artırır. Patates çoğunlukla nişasta olduğu için, hemen glukoza parçalanabilir. Aksine, sofra şekeri (sukroz) bir molekül glukoz ve bir molekül früktoz içeren bir disakkatittir. Fruktozun, glukoza dönüşmesi uzun sürer. Bu nedenle de, kan şekerini daha yavaş yükseltir. Kan şekerinin hızlı yükselişi, fazla miktarda insülin salımına neden olur. insülin, glukozu kaslara ve karaciğere yönlendiren hormondur. Sonuç olarak, kan şekeri (bazen olması gereken sınırın da altına) düşer. Yüksek düzeydeki glukoz ve insülin, kandaki trigliserit düzeyini artı rıp ve HDL düzeyini azaltarak kalp sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Glukozda ani düşüş, karbonhidratça zengin yemeklerden sonra daha fazla acıkmaya yol açabilir ve böylece aşırı yeme, sonucunda da aşırı şimanlığa neden olur. Yapılan epidemiyolojik çalışmalar sonucunda, arıtılmış tahıl ve patatesten gelen fazlaca nişasta tüketiminin, Tip II şeker hastalığı ve kalp hastalıklarıyla ilişkili olduğu bulunmuş. Aksine, daha fazla lif tüketimi bu hastalıkların risklerinin düşmesinde etkili. Ancak, lif tüketimi daha önce ileri sürüldüğü gibi kolon kanseri riskini düşürmüyor. Yakın zamanda yapılan çalışmalar, aşırı karbonhidrat tüketiminin olumsuz etkilerinin, şişman insanlarda daha tehlikeli olabileceğini gösteriyor. Aşırı kilolu ve hareketsiz insanlar, insülinin etkilerine karşı dirençli olabilirler ve bu nedenle de kan şekerlerini düzenlemek için daha fazla hormona gereksinimleri olur. Elde edilen bulgulara göre, zayıf ve hareketli insanlarda büyük miktarda, arıtılmış karbonhidrat tüketimi herhangi bir risk faktörü oluşturmazken, zaten insülin direnci olan insanlar için, bunun daha kötü etkileri olabiliyor.

Sebze Tüketimi

YENİ BESİN PİRAMİDİ

Aşırı meyve ve sebze tüketimi, belki de besin piramidinin en tartışmasız yönü. Kanser riskinde azalma, meyve ve sebzelerin yaygın tüketiminin avantajlarından biri. Ancak, bu düşünceyi destekleyen bulguların kaynağı, daha çok önyargı lara açık olan çalışmalardan geliyor. Yine de, bazı meyve ve sebzelerin kanser riskini düşürmede etkili olabileceği kabul ediliyor. Örneğin, yeşil yapraklı sebzelerde bulunan folik asit kolon kanseri riskini ve domateste bulunan likopen prostat kanseri riskini azaltabilir. Meyve ve sebze tüketmenin asıl önemi, kalp hastalıklarında ortaya çıkıyor. Bazı epidemiyolojik çalışmalarda görüldüğü gibi, folik asit ve potasyum, bu etkilere katkıda bulunabilir. Yetersiz folik asit tüketimi, aynı zamanda doğum kusurları riskinin artmasında da önemli bir rol oynuyor. Yeşil yapraklı sebzelerde bulunan lutein pigmentinin az tüketilmesi de, katarakt ve retina bozulmasında etkili olabiliyor. Meyve ve sebzeler, aynı zamanda sağlık için gerekli olan pek çok vitaminin de birincil kaynağı. Bu nedenle, kanser riski üzerinde çok az etkisi olsa da, günde tavsiye edilen 5 porsiyon meyve ve sebzenin tüketilmesi için iyi nedenler var. Her ne kadar, patates USDA piramidinde sebze sınıfına dahil edilmiş olsa da, ağırlıklı olarak nişasta içerdiği için, öteki sebzeler için sayılan yararları sağlamaz. USDA piramidinde bululunan bir başka hata, kırmızı etle (sığır eti, domuz eti ve kuzu eti) et ve bakla grunbunda bulunan öteki yiyecekler (kümes hayvanları, balık, baklagiller, kabuklu yemişler ve yumurta) arasında, sağlıkla ilgili önemli sağlık farklılıkları gözardı etmesi. Aşırı miktarda kırmızı et tüketiminin, olasılıkla yüksek oranda doymuş yağ ve kolesterol içeriğinden dolayı kalp hastalıklarım riskinin artmasıyla ilişkili olabileceği düşünülüyor. Kırmızı et, aynı zamanda Tip II şeker hastalığı ve kolon kanseri riskini de artırıyor. Kolon kanseri riskinin artması, salam gibi işlenmiş ürünlerde pişirme ve kimyasal işlem sırasında üretilen kanser yapıcı maddelerle ilişkilendiriliyor. Kümes hayvanları ve balık, kırmızı ete ngöre daha az doymuş yağ ve daha çok doymamış yağ içeriyor. Balık, aynı zamanda

sağlık için önemli olan omega-3 yağ asitlerinin de zengin bir kaynağı. Çalışmalar, kırmızı et yerine tavuk ve balık yiyenlerde kalp hastalıkları ve kolon kanseri riskinin daha düşük olduğunu gösteriyor. Yumurta, yüksek oranda kolesterol içeriyor; ancak günde bir taneye kadar tüketilmesinin, kalp hastalıklarında ters bir etkiye neden olacağı düşünülmüyor (şeker hastaları hariç). Bunun nedeni de,  yumurtanın kolesterol düzeyini yavaş artırma etkisinin, diğer besin etkileriyleden gelemesi olabilir. Pek çok insan, yağ içeriğinden dolayı fındık gibi kabuklu yemişlerden kaçınır. Fakat, yerfıstığı da dahil kabuklu yemişlerde bulunan yağ, doymamış yağdır ve özellikle ceviz, omega-3 yağ asidinin zengin bir kaynağıdır. Kontrollü beslenme çalışmaları, kabuklu yemişlerin kandaki kolesterol oranını iyileştirdiğini ve epidemiyolojik çalışmalar da bu gıdaların kalp ve şeker hastalıkları riskini düşürdüğünü gösteriyor. Aynı zamanda, kabuklu yemiş yiyen insanların obez olma olasılığı da düşük. Bunun nedeni de, olasılıkla, kabuklu yemişlerin doyurucu besinler olması. Bunların bolca tüketilmesi

öteki gıdaların tüketimini azaltıyor.USDA piramidinin eleştirilen bir başka nyanı da, süt ve süt ürünlerinin aşırı tüketiminin desteklemesi. Bu piramitte, günde n2 ya da 3 bardak süt ya da buna eşdeğer süt ürünü tüketilmesi tavsiye ediliyor. nBunun nedeni, süt ürünlerinin osteoporoz nve kemik kırılmalarını engellediği düşünülen kalsiyum içeriğinin fazla olması. Fakat, kemik kırılmaları en fazla, süt ürünlerin çok tüketildiği ülkelerde görülüyor. Üstelik kapsamlı çalışmalarda, bu ürünlerin kemik kırılması riskini azalttığını göstermiyor. Kalsiyum önemli bir besin, fakat kemik sağlığı için gerekliliği biraz abartılmış olabilir. Dahası, yüksek  miktarda günlük süt ürünü tüketiminin güvenli olduğunu varsayamayız. Çünkü,birkaç çalışmada, fazla süt ürünü tüketen erkeklerde prostat kanseri  yüksek olduğu görüldü. Bazı çalışmalar da, kadınlarda fazla süt ürünü tüketimin yumurtalık kanseri riskini artırdığını gösteriyor. Bundan, içeriğindeki yağ miktarı sorumlu tutulsa da, bu varsayım destekleyecek yeterince detaylandırılmış çalışma yok. Yüksek miktarda kalsiyum alımı da, prostat kanseriyle ilişkili görünüyor. Süt ürünlerinin sağlık etkisine karar vermek için daha fazla çalışma yapılması gerekiyor; ancak şu durumda fazla tüketimintavsiye edilmesi pek mantıklı görülmüyor. ‹yi bir beslenme biçimine sahip pek çok yetişkin, kalsiyum gereksinimini günlük bir bardak süt eşdeğerinde süt ürününden elde edebiliyor. Menopoz sonrası gibi bazı durumlarda, insanlar daha fazla kalsiyum gereksinimi duyabilir; ancak bu miktar doymuş yağ içermeyen ve kalorisiz gıdalardan da alınabilir. Daha Sağlıklı Bir Piramit

Harvard Üniversitesi’nden araştırmacılar, yine USDA tarafından hazırlanan “Sağlıklı Beslenmen indeksini” (HEI) kullanarak, USDA besin piramidinin toplam etkisini hesaplamış. Geniş kapsamlı epidemiyolojik çalışmalar sonucunda toplanan verilerle, her katılımcının HEI puanı hesaplanmış ve bu puanların, kalp krizi, çarpıntı, kanser gibi başlıca kronik hastalıklarla ilişkisi incelenmiş. Aynı yaştaki insanlar kıyaslandığında, yüksek HEI puanlı kadın ve erkeklerın başlıca kronik hastalık risklerinin düşük olduğu görülmüş. Fakat, bu kişiler düşük puanlılara oranla daha az sigara içiyor, daha fazla egzersiz yapıyor ve daha sağlıklı yaşıyorlar. Bu değişkenlerle ilgili düzenlemeleri yaptıktan sonra, HEI puanı yüksek olan insanların sağlık çıktılarının daha iyi olmadığı görülmüş. Tahmin edildiği gibi, piramidin zararlı yönleri, yararlı yönlerini kapatıyor. Beslenme piramidinin hedefi, sağlıklı beslenmek olduğu için, Harvard Üniversitesi, en yeni verilerle alternatif bir beslenme piramidi geliştirmeye çalışmış. Yeniden düzenlenen bu piramit, kilo kontrolü için günlük egzersizleri ve toplamda alınan fazla kaloriden kaçınmayı öneriyor. Bu yeni piramit, günlük beslenme programında sağlıklı yağlar (zeytinyağı, kanola,soya, mısır, ayçiçeği gibi sıvı bitkiselyağlar) ve sağlıklı karbonhidratları (tam buğday ekmeği, yulaf ezmesi ve esmer pirinç gibi arıtılmamış tahıl ürünleri) öneriyor. Eğer, beslenmemizdeki yağlar ve karbonhidratlar sağlıklı olursa, alacağımız kalori için çok fazla endişelenmemize gerek yok. Yeni piramide göre, sebze ve mevyeler yine bolca tüketilmeli. Makulmiktarda sağlıklı protein kaynakları (kabuklu yemişler, baklagiller, balık, kümes hayvanı ve yumurta) da yine beslenme programına dahil edilmeli. Ancak, süt ürünleri günde bir ya da iki porsiyonla sınırlandırılmalı. Kırmızı et, tereyağı, arıtılmış tahıl, patates ve şekereyse, bu piramitte oldukça az yer verilmiş. Sağlıklı beslenmede trans yağların yeri olmadığı için, bu piramitte de onlara yer verilmemiş. Çoğu insan için çeşitli vitaminler öneriliyor. Piramitte, eğer sağlık için bir kısıtlama yoksa, az miktarda alkole de yer verilmiş. Elbette, hiç alkol içmemek, çok alkol içmekten çok daha sağlıklı. Ancak, yapılan pek çok çalışma, az miktarda alkol alımının kalp sistemindeki yararlarını ortaya koyuyor. Yeni piramite göre beslenen katılımcılarla yapılan çalışmalar, bu piramidin kanser riski için olmasa da, kalp hastalıkları riski için eskisine göre daha sağlıklı olduğunu gösteriyor. Elbette hâlâ beslenme ve sağlık arasındaki ilişkinin anlaşılmasında belirsizlikler var. Özellikle, süt ürünlerinin rolünün, bazı meyve ve sebzelerin sağlık etkilerinin, ek vitaminlerin risk ve yararlarının, çocuklarda ve gençlik dönemlerinde beslenmenin uzun süreli etkileri üzerine daha fazla çalışma yapılması gerekiyor.

Willett, W., C., Stampfer, M., J., Rebuilding the food piramid,

Scientific American, Haziran 2004
Çeviri: Banu Binbaşaran Tüysüzoğlu

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »