ABS

GELECEĞİN FRENLERİ ( ABS, ASR ve FDR sistemleri arasındaki farklar nelerdir? ) Leave a comment

GELECEĞİN FRENLERİ…

 
ABS Beyni EHB Beyn
ABS, ASR ve FDR sistemleri arasındaki farklar nelerdir?

Anti-Blokaj Sistemleri (ABS)
1978 yılında ABS sistemleri Bosch tarafından ilk üretici olarak araçlarda kulanıldı. Günümüzde trafik güvenliği açısından önemli katkılar içermekte ve kritik fren anlarında aracın direksiyon ve sürüş güvenliğini sağlamaktadır.

Anti-Patinaj Sistemleri (ASR)
1987 yılında Bosch ilk üretici olarak ABS sisteminin daha gelişmişi olan ASR sistemini piyasaya sürmüştür. ASR sistemi ilk kalkışta ve hızlanmada, tahrik tekerleklerinin aşırı dönmesini engelleyerek, aracın güvenli hareketini sağlar. Bu sistemin diğer kısaltılmış adı ingilizce anlamından dolayı ETC (Electronic Traction Control) olarak da bilinir.

Araç Dinamik Kontrolü (FDR)
Her türlü sürüş anında güvenliği sağlamak üzere Bosch 1995 yılında FDR sistemini aktif sürüş emniyetini sağlamak üzere üretime almıştır. Özellikle virajlarda ve ani yol değişikliklerinde FDR sistemi, yıldırım hızı ile motor, şanzıman ve frene müdahale ederek aracın savrulmasını önler. Bu sistemin diğer kısaltılmış adı ingilizce anlamından dolayı DC (Vehicle Dynamic Control) olarak da bilinir.

FDR sisteminin can noktası olan “devir sensörü” havacılıktan alınmış ve Bosch tarafından otomobiller için modernize edilmiştir. Son yıllarda Bosch bu üç farklı sistemi bir ünitede topladı, bu yeni sistemi ESP (Elektronik Stabilite Sistemi) olarak adlandırdı. Bu sistem sayesinde sürüş güvenliği daha da artırıldı. Bu sistemin diğer bir avantajı da düşük maliyeti nedeniyle, sadece yüksek sınıf otomobillerde değil bundan böyle orta sınıf araçlarda da standart olarak bulunacak olması.

Konvensiyonel fren ne yapıyor?

Bosch, fren sistemlerinde yaklaşık bir asırdır kullanılan konvensiyonel yapıya son vermek için çalışmalar yapıyor. Bu yeni sistemler EHB (Elektro Hidrolik Fren Sistemleri) ve EMB (Elektro Mekanik Fren Sistemleri) olarak adlandırılıyor. Bunlar sayesinde gelecekte, elektronik sistemler ve dolayısıyla sadece teller vasıtası ile bir aracı durduracağız. EHB (Elektro Hidrolik Fren Sistemleri), DaimlerChrysler ile birlikte ortak bir proje olarak başlatılmış ilk proje.

Otomobilimizi yavaşlatmak veya durdurmak için fren pedalına basarız. Konvensiyonel fren sistemlerinde fren pedalına uyguladığımız kuvvet, fren pedalı kolunun uzunluğuna göre 3/1 oranında artırılarak servo frene aktarılır. Hidrolik çalışma prensiplerine göre bu kuvvet 50 katı artırılır. Hidrolik fren yağı sayesinde direkt teker frenlerine iletilen bu kuvvet, aracın durması için fren balatalarına baskı yapar.

Elektro Hidrolik frenler ne yapıyor?

EHB sisteminde, fren pedalı bir tel sistemi ile aracın elektronik beynine bağlanır. Pedalın görevi şüphesiz yine aynı. Aracı durdurmak… Ama bu kez fren pedalına basış hızınız ve çokluğunuza göre, sistem ne kadar acil bir fren gereksinimine ihtiyaç olduğunu anlıyor. Elektronik fren beyni bu ve diğer araç bilgilerini birleştirerek her tekere gerekli fren kuvvetini hesaplıyor. Gerekli fren basıncı, merkezi hidrolik ünitesinde oluşturuluyor. Eğer elektrik sisteminde herhangi bir hata ortaya çıkarsa, direkt olarak yedek hidrolik fren ünitesi devreye giriyor.

Günümüzde araç fren pedalına uygulanan mekanik kuvvet, servo fren ve ana merkez üzerinden fren hidroliği sayesinde hidrolik kuvvet olarak tekerlere iletilir ve frenleme gerçekleşir. Geleceğin fren sistemlerinden Elektro-Hidrolik Frenler’de, fren pedalına uygulanan kuvvet, pedal hareketini algılayan bir sensör sayesinde sürekli gözlemlenecek ve buradaki değişiklik elektronik beyin ünitesine iletilecektir.

Burada hemen şu konuyu daha geniş olarak açıklamakta yarar var: yeni sistemde fren ayak pedalına uygulanan kuvvet, sadece fren yapılması gerektiğini sisteme haber veren bir ön uyarı şeklinde olacak. Başka bir deyişle, günümüz frenlerinde pedal kuvveti direkt olarak fren gücünü oluşturmakta idi, fakat yeni sistemde pedal kuvveti sadece sürücünün aracın frenleme tertibatını harekete geçireceği bir ön işaret olacak. Elektronik beyine ulaşan bu frenleme bilgisi, araç içerisindeki bir elektro-motorun, beyinden gelen mesajla devreye girmesini, aracın durdurulabilmesi için fren gücünü üretmesini ve yine fren hidroliği vasıtası ile aktarılan güç sayesinde aracın durdurulmasını sağlayacak.

Geleceğin frenlerinde de fren hidroliği kullanılacak, fakat buradaki en büyük fark, fren hidroliğin çalıştığı alanın çok fazla daralacak olması. Günümüzde fren pedalından hemen sonra tekerlere kadar büyük bir alan içerisinde fren güç iletimini sağlayan fren hidroliği, gelecekte yeni Bosch dizaynı ile sadece elektro-motor ve tekerler arasında güç iletimini gerçekleştirecek. Bu da gelecekte daha güçlü, daha emniyetli ve kontollü frenlemeyi mümkün kılacak.

Konvensiyonel sistemlerle karşılaştırıldığında EHB’nin avantajları nelerdir?

– EHB sistemi ağırlığı önemli ölçüde azaltılmış, daha küçük bir montaj alanı gerektiren ve servo fren içermeyen bir sistem. Ek olarak, araca montajı da modüler fren sistem dizaynı sayesinde çok daha kolay.

– Her tekerde bulunan fren kuvvet modülasyonu ile kombine olarak çok hızlı çalışması nedeniyle optimum fren mesafesinde ve güvenilir frenleme sağlıyor. Böylece EHB, frenleme esnasında otomatik olarak fren gücünü artırırken, buna paralel olarak frenlemenin doğurduğu fiziksel etkileri de azaltıyor.

– EHB, sürücüye yardımcı olan diğer birçok tamamlayıcı sistemle de birlikte çalışabiliyor. Örneğin, acil frenleme esnasında fren kuvvetini çok seri artıran “ileri fren destek sistemleri” veya yokuş aşağı sabit hızda inmeyi sağlayan sistemlerle birlikte çalışabiliyor. ACC (Adaptive Cruise Control) sisteminden başlayarak trafik navigasyon sistemlerine kadar araç üzerindeki diğer tüm sistemlerle bir şebeke sistemi kurarak haberleşebiliyor.

– Sürücü için minimum frenleme kuvveti, titreşimsiz ve ayarlanabilir hafif bir fren pedalı duygusu sağlaması ve frenlemenin son derece sesiz gerçekleşmesi sürüş rahatlığını artıran çok önemli bir faktör.

– Ayrıca EHB çok daha yüksek emniyet koşulları sağlıyor. Aracın tüm sistemlerinden gelen bilgiyi anlık olarak değerlendiren ve frenleme parametrelerini aracın o anki pozisyonuna, yol şartlarına göre belirleyen bu sistem gerçekten geleceğin araçlarına büyük bir güven sunuyor.

EHB sistemi konvensiyonel fren sistemlerinden sonra kullanılacak birinci jenerasyon fren sistemi. İkinci jenenarsyon ise EMB (Elektro Mekanik Fren Sistemleri). İkisinin arasındaki farklar nelerdir?

Bosch aralıksız olarak EHB ve EMB sistemleri üzerine çalışmalarını sürdürüyor. EMB yine EHB gibi fren pedalının bir tel ile aracın fren elektronik beynine bağlı olduğu ve istenilen frenlemenin derecesini belirlemek için kullanılan bir düzeneğe sahip olan bir sistem. EMB sistemi, her teker düzeneğinde bulunan kaliperlerin (fren beyni) bir elektrik motoru ile entegre edilmesi ile yeni bir boyut kazanıyor. EMB sisteminde tüm frenleme fonksiyonları her tekerde bireysel olarak kontrol edilebiliyor. Ek olarak, bu yeni sistemde mekanik el freninin yerini elektro mekanik park freni alacak.

EMB sisteminin avantajlarını kısaca özetlersek:
– Araca kolay montaj imkanı,
– Park freni için bir fren teline ihtiyacın olmayışı,
– El fren kolunun olmaması nedeniyle geliştirilmiş araç iç dizaynı,
– Küçük fren pedalı,
– Yüksek kontrol imkanı,
– ABS, TCS ve ASR gibi sistemlerle entegre çalışma özelliği,
– Fren hidrolik yağı içermeyen fren sistemi,
– Hidrolik fren boru ve tüplerine gereksinim olmayışı,
– Düşük servis maliyetleri,
– Sürekli sistem parçalarının aşınmasının kontrol edilebilmesi.

EHB sistemi elektronik güç iletiminin yanı sıra, hidrolik güç iletimi için de bir düzeneğe sahiptir. Bunun nedeni; şu anda uygulama çalışmaları halen devam eden bu sistemde herhangi bir elektronik arızanın meydana gelmesi durumunda, günümüz hidrolik fren tertibatının otomatik olarak devreye girmesi ve emniyetin bir kat daha artırılmış olmasıdır.

 

 

HAVA YASTIĞI VE GÜVENLİK…

 

Hava yastığı hangi durumlarda patlar?

– Önden ve yaklaşık 20-23 km/sa (bu hız otomobilin modeline göre değişiklik gösterebilir) süratindeki çarpışmalarda,

– Hareketsiz ve deforme olmayan sabit bir bariyere veya aynı ağırlıkta duran başka bir araca 60 km/sa süratinde çarpıldığında hava yastığı patlar.

Hangi durumlarda patlamaz?

– Esneyebilen veya hareket edebilen bir cisme çarpıldığında

– Çarpma şiddetinin kabin içersindeki kişiler üzerinde risk yaratmadığı durumlarda hava yastığı patlamaz.

Kaza anında hava yastığının patlaması nedeniyle zarar görmemek için nelere dikkat etmek gerekir?

Hava yastığı bir saniyeden çok daha kısa bir sürede patlar. Bu nedenle ciltte ufak yanıklara, sıyrıklara ve kabarmalara neden olabilir. Ayrıaca kaza anında şişen hava yastığı ön camı kırabilir. Yetişkin kişilerin araç kazalarında hava yastığı patlamasından dolayı herhangi bir yaralanma olayına maruz kalmaması için mutlaka emniyet kemerlerinin takılı, koltuklarının sürüş için uygun pozisyonda olması gerekir.

Çocuk güvenliği açısından hava yastığı risk oluşturur mu?

– Bebek koltuklarının asla ön yolcu koltuğuna takılmaması gerekir. Çünkü yolcu tarafında bulunan hava yastığı patladığı zaman; patlamanın yarattığı şiddet dolayısıyla bebek koltuğu araç koltuğuna doğru kayar. Bu da bebekte ciddi yaralanmalara ve hatta ölüme sebebiyet verebilir. Ancak bebeğinizin ön yolcu koltuğunda oturmasının zorunlu olduğu hallerde; koltuğu en geri pozisyona getirdikten sonra bebeğin yüzünü aracın önüne bakacak şekilde koltuğu monte ettikten sonra yola çıkmalısınız.

– Çocuklar için tehlikeli yolculuk pozisyonlarını; otomobilin ön kısmında ayakta durmak, ön koltuk minderinin uç kısmında veya önde oturan kişinin kucağında oturmak olarak sıralayabiliriz.

– Bebek koltukları aracın arka koltuğunda bulunan arka koltuk emniyet kemerleriyle sabitlendikten sonra yola çıkılmalı.

Hava yastıklarının çalışma sistemi nedir?

Önden şiddetli bir çarpışmada ortaya çıkan yavaşlama kuvvetinden dolayı hava yastığı müşir(ler)i aktif duruma gelir. Bu da akımın fişeğe giderek onu kızdırmasına sebep olur. Ortaya çıkan ısı fişek içerisinde yer alan ateşleyiciyi tutuşturur ve çıkan alev çok yüksek bir hızla ateşleyici maddeye ve gaz jenaratörlerine yayılır.

Gaz jenaratörlerinin büyük miktarda açığa çıkardığı nitrojen gazı, filitre perdesinden geçerken soğutulduktan sonra yastığa gider. Yastık aniden gazla şişerek açılır. Bu sırada yastık direksiyon simidinin göbek kapağını ya da ön göğüsteki hava yastığı kapağını kırarak yolcu kabini içine doğru genişler. Yastık şişer şişmez içindeki gaz tahliye deliklerinden kaçtığı için hızla söner. Böylece yastık üzerine etki eden darbe kuvveti azalmış ve yeterli bir görüş alanı kapanmamış olur. Direksiyon göbeği, ön göğüs içerisindeki hava yastığı modüllerinin bazı kısımlan patlamadan sonra birkaç dakika sıcak kalabilir.

Hava yastığı açıldığı zaman görülen duman neden kaynaklanır?

Hava yastıkları şiştikleri zaman yüksek bir ses çıkarır ve nitrojen gazıyla birlikte bir miktar duman yayar. Görülen duman, kayganlık vererek yastığın düzgünce açılmasını sağlayan talk pudrasından ve sağlığa zararsız olan sodyum karbonattan kaynaklanır. Ancak ciltte tahriş yaratabilen sodyum hidroksit de düşük oranda bulunabilir. Bunu önlemek için artık maddelerden en kısa sürede yıkanarak kurtulunması gerekir.

Hava yastıkları birden fazla kere kullanılabilir mi?

Hayır, SRS airbag’ler sadece bir kere patlamak üzere dizayn edilmiştir. Direksiyon aşırı derecede zarar görmediği müddetçe kullanılabilir. Sadece direksiyonun ortasındaki yastık değiştirilir.

Hatalı
Emniyet kemeri takılmamış ve çok yakın
Emniyet kemerini takın
Koltuğu geriye itin
Direksiyonu aşağı itin
Emniyet kemeri takılı, direksiyon 40 cm uzaklıkta
 

 

 

Bujiler

 

   
Buji nedir?

İki elektrodu ve porseleni bulunan parçaya buji adı verilir. Motor silindirlerinde bir kıvılcım atlama aralığı sağlayacak şekilde yapılmıştır.

Bujinin motordaki fonksiyonu nedir?

Bujınin görevi ateşleme enerjisini yanma haznesine taşımak ve elektrotlarının arasında oluşan elektrik atlaması ıle sıkışmış hava yakıt karışımının yanmasını başlatmaktır. Ateşleme bobini aküden aldığı elektrik enerjisini ortalama 30 bin Volt değerine yükselterek bujiye aktarır ve uygun zamanda bu yüksek enerji bujinin tırnakları (elektrotları) arasında yanmayı başlatıcı kıvılcıma dönüşür. Yanmanın ideal gerçekleşebilmesi için bujinin yeri çok önemlidir. Buji, ateşleme haznesinde sıkışmış hava yakıt karışımını her şartta en iyi ateşleyebileceği ve diğer faktörlerden etkilenmeyeceği bir yere yerleştirir.


Bujiler ne sıklıkta değiştirilmelidir?

Kullanım şartlarına ve buji tipine bağlı olarak değişiklik göstermekle birlikte, standart bir bujinin 15 bin km sonunda değiştirilmesi gerektiği söylenebilir.
Buji ömrünü kısaltan faktörler nelerdir?

Buji ömrünü kısaltan başlıca etken kötü yakıttır. Bir diğer önemli etken motor sistemindeki ayarların bozukluğudur. Bu ayar bozukluğuna motorun sürekli olarak zengin karışım ile çalışması örnek gösterilebilir.
Bujinin kullanım süresini doldurduğu otomobil kullanırken anlaşılabilir mi?

Aracınız normalden fazla yakıt tüketmeye başlamışsa, tekleme yapıyorsa, deparlarda zorlanıyor ve ilk hareket esnasında yavaş kalkıyorsa, bu sorunlar bujiden kaynaklanıyor olabilir.

Aracımızın bujilerini kendimiz nasıl değiştirebiliriz?

Bujiyi sökerken önce birkaç tur gevşetilmeli ve basınçlı hava veya fırça kullanılarak bujinin çevresi temizlenmelidir. Böylece buji tam olarak söküldüğünde silindir içine istenmeyen parçaların düşmesi önlenmiş olur. Eğer buji çok sıkı ise onu biraz gevşettikten sonra dişli aralarına girecek şekilde yağ ve pas çözücü damlatılmalı, bir süre beklendikten sonra tamamı sökülmelidir. Aksi takdirde silindir kafasına hasar verebilir.

Takarken bujinin ve motorun birbirine temas edecek (öpecek) yüzeylerinin temiz olmasına dikkat edilmelidir. Buji sıkılırken mümkün ise tork anahtarı ile sıkılmalıdır. Tavsiye edilen sıkılma şekli ilk önce buji tam oturana kadar el ile sıkmak daha sonra aşağıda verilen listeye göre tork anahtarı ile sıkmaktır. Tork anahtarı yok ise;

– Yeni bujilerde (düz yüzeyli ve pullu) tam oturuncaya kadar önce el daha sonra anahtar ile 90 derece sıkılmalıdır.

– Kullanılmış bujilerde ise 30 derece sıkılmalıdır.

– Konik yüzeyli bujilerde ise el ile tam oturttuktan sonra 15 derece anahtar ile sıkılmalıdır.

Yukarıdaki hususlara dikkat edilmediği takdirde buji hasar görebilir ve görevini tam olarak yerine getirmeyebilir.

Uzun paso ve kısa paso bujiler arasındaki farklar nelerdir?

Uzun paso ve kısa paso bujilerin görev ve performans olarak aralarında fark yoktur. Motor yapısına bağlı olarak uzun veya kısa paso buji kullanılması gerekir, fakat yanlış kullanıldığı zamanlarda çeşitli arızlar meydana gelebilir.

– Kısa paso buji yerine uzun paso buji kullanılması durumunda buji yanma haznesine doğru çıkıntı yapar ve pistona hasar verebilir. Dişlerde oluşan kömürleşme yüzünden sökmek mümkün olmayabilir ayrıca buji aşırı ısınır.

– Uzun paso yerine kısa paso huji takılır ise yanma haznesi içine gerekli uzantıyı yapamaz ve bunun sonucunda gerekli ateşlemeyi yapamaz.

– Kendi tırnaklarını temizleyecek gerekli ısıya ulaşamaz ve üstü kurum bağlar.

Özel tip bujilerin motor peformansına ne tür katkıları vardır?

Özel tip bujıler yapıları gereği daha düşük ısılarda çalışabildıklerı ıçın aracın soğuk çalışmasında iyi performans gösterirler. Ayrıca kendilerini temizleme ısıları daha düşük olduğundan kirlenme oranları oldukça düşüktür. Yine yapıları gereği üstlerindeki kayıplar oldukça azdır. Özellikle tırnaklarının farklı metaryallerden yapılması kirlenmesini zorlaştırır.Yukarıda belirtilen bu temel farklılıklar buji ömrünü uzattığı gibi yeterli ve düzgün ateşleme ile yakıt tasarrufu, gerçek gücünde çalışma devamlılığı gibi avantajlar sağlar

 

DİZEL OTOMOBİLLER EKONOMİK Mİ?

 

Krizden çıkış yolu mu?

Dizel otomobillerin performansı

Bir çok güncel dizel motora sahip olan otomobil, benzinli motorlar kadar performans sunuyor. Özellikle Alman otomobilleri bu konuda büyük bir ilerleme kaydetti. Almanya’da dizel motorlu otomobillerin satışı oldukça yükselmeye başladı. Bunda yüksek teknolojisinin kullanılmasının büyük etkisi var.

Dizel motorların büyük bir çoğu turbo beslemeli olarak üretiliyor ya da ithal ediliyor. Turbo besleme sistemi sayesinde daha çok tork ve güç elde ediliyor. Torkun alt devirlerde alınması ise otomobilin performansını olumlu yönde etkiliyor.

Dizel motorlarda aynı bloktan farklı güçler almak mümkün. Örneğin VW’nin ürettiği 1896 cc’lik motoru atmosferik beslemeli iken 64 HP güç üretiyor. Ayın motorda turbo kullanıldığında 90, 100, 110, 130 ve 150 HP’lik güçlere kadar yükseliyor.

Common-rail nedir?

Dizel motorlu otomobillerde yakıt direkt olarak silindirlerin içine gönderilir. Yakıtı pistonlara gönderen döner pompanın yerini, güncel motorların bir çoğunda common-rail adı verilen sistem aldı.

Common-rail sisteminde “kütük” adı altındaki bir dağıtıcıdan silindirlere yakıt gönderiliyor. Common-rail sisteminde her enjektörden silindirin o anlık ihtiyacı kadar motorin geçiyor. Böylece yakıt tüketimi azalıyor ve performans artıyor.

Dizel motorlu otomobillerde dikkat edilmesi gerekenler

Yeni teknoloji dizel motorlu otomobiller, görünüm olarak benzinli kardeşlerinden farksız. Bu yüzden yakıt alırken siz “motorin” deseniz bile pompacılar “kurşunsuz” gibi algılıyor. Yanlışlıkla depoya benzin konulması gibi olaylar sıkça yaşanıyor. Eğer depoya yanlışlıkla benzin konulmuşsa, motoru çalıştırmadan konulan benzinin mutlaka depodan çıkartılması gerekiyor.

Motor soğukken mutlaka kontağı yarım çevirerek uyarı ışıkların sönmesini bekleyin. Gerekli sistemler ısındığında ışıklar sönecek ve motor soğuk olmasına rağmen bir seferde çalışacaktır.

Motor soğukken ısınmasını bekleyin. Dizel motorlar benzinlilere göre daha yavaş ısınmaktadır. Kalkışta soğuk motor, konforu bozacak şekilde sarsıntılı olur.

 

 

 

 

 

Türkiye’de yaşanan her ekonomik sıkıntıda ilk etkilenen sektör otomotiv olmuştur. Tüketiciler ev ekonomisini dengelemek için ilk olarak otomobil giderlerini kısmaya başlıyor. Geçtiğimiz yıllarda ticari araçların kullandığı otomobiller başta olmak üzere, bir çok benzinli motora sahip otomobile LPG (sıvı petrol gazı) yakıt sistemi monte edilmişti. Bu yakıt ilk başlarda çok ekonomikti ve bu yüzden sistem lüks otomobillere de dahil tüketicilerin favorisi olmuştu.

LPG’ye gelen zamlar ve LPG’li otomobillerden alınan vergilerin artması bu sisteminin avantajlarını yitirmesine neden oldu. Taksiciler başta olmak üzere tüketiciler daha ekonomik bir yakıta yöneldiler: Motorin. Peki motorinle çalışan dizel motorlu otomobiller ne derece ekonomik?

Avrupa’da her 5 otomobilden biri dizel motora sahip. Her geçen gün dizel motorlu otomobil sayısı Avrupa’da artarken Türkiye’de artış azımsanacak kadar az. Bunun en önemli nedeni nedeni vergi sistemi.

Türkiye’de 1600 cc’den yüksek olan motora sahip olan otomobillerden alınan vergi daha yüksek. Ayrıca 1150 kg’den fazla olan otomobillerden de ayrıca vergi alınıyor. Dizel motorlu otomobillerin bir çoğu 1.6 lt’den yüksek motora ve 1150 kg’den ağır bir yapıya sahip. Bu durumda yüzde 30 yakıt tüketimi sağlayan dizel motor avantajını yitirmeye başlıyor.

Dizel motorlar ne zaman avantajlı?

Türkiye’de birkaç dizel otomobil 1.6 lt’den küçük ve 1150 kg’den az ağırlığa sahip. Örneğin Citroen Saxo 1.5 D hem alırken, hem de kullanırken sahibini memnun eden bir otomobil. Piyasadaki en ucuz dizel otomobillerden biri olan Saxo 1.5D, fabrika verilerine göre 57 HP güç üretiyor ve100 km menzilde ortalama 6.9 lt motorin tüketiyor. Yani 45 lt’lik deposu ile 658 km yol yapabiliyor. Yine fabrika verilerine göre uzun yolda otomobilin tüketimi 4.3 lt/100’e kadar düşüyor. Bu da size 45 lt’lik motorinle 1046 km yol yapma imkanı sağlıyor. Bu da normal bir tüketiciden, taksiciye ve filo otomobillere sahip olan firmalara kadar bir çok tüketici yelpazesinin ilgisini çekmesini sağlıyor.

Türkiye’de dizel motora sahip bir çok otomobil 1.6 lt’nin üzerinde ve zengin bir donanımla satılıyor. Bu durum tüketiciye ekstra ücret olarak geri dönüyor. Bu yüzden otomobili kullanırken sağlanan ekonomi, ilk satın aldığınızdaki fiyat farkı altında eziliyor. Eğer satın aldığınız otomobili uzun süre kullanan veya çok uzun yol kateden bir tüketiciyseniz, dizel motorlu bir otomobil size kar ettiriyor. Fakat yılda 50 bin kilometreyi geçmeyen bir tüketiciyseniz veya otomobilinizi 3 yıldan az kullanacaksanız, dizel motorlu bir otomobil kullanmak ekonomik olarak size çok fazla kar sağlamıyor.

Bazı lüks sınıf otomobillerde ise, fiyat farkı dizel ve benzinli motorlar arasında çok fazla olmuyor. Bu sınıftaki benzinli otomobiller de 1.6 lt’nin üzerinde ve 1150 kg’den ağır. Donanım seviyeleri de aynı olduğundan, fiyat farkı çok yüksek değil.

Hatta bazen aynı güçte ve yüksek torka sahip olan dizel versiyonun, benzinli kardeşinden ucuz olduğu da görülüyor. Ancak lüks sınıf bir otomobil alan kişiler dizel ve benzin arasındaki fiyat farkını pek düşünmeyebiliyor.

 

 

Amortisörleri aşınmış araçlarda görülen ortak özellikler

– Lastiklerin erken aşınması ve bu nedenle yolla olan temasın kesilmesi
– Yan rüzgarlardan olumsuz etkilenme
– Frende dalma ve fren mesafesinin uzaması
– Virajda savrulma
– Islak zeminde kızaklama
– Sürücü yorgunluğu
– Araçtaki sarsıntı nedeni ile parlayan farların karşı sürücü görüşünü
bozması

Amortisörlerin görevleri nelerdir?

– Araç üzerinde tam on parçayı korur
– Helezonların yumuşamasını önler
– Rot rotilin erken aşınmasını engeller
– Direksiyon kutusunu korur
– Süspansiyon sistemini korur
– Aks bilyalarının erken aşınmasını engeller
– Şanzıman dişlilerinin korunmasını sağlar
– Kauçuk burçların ömrünü uzatır
– Lastiklerin erken ve bölgesel aşınmasını engeller
– Diferansiyel dişlisini korur
– 10-Mafsal istavrozunu korur

Amortisörün kullanım ömrünü azaltan başlıca olumsuz faktörler

– Araçta istihab haddini aşan yükleme
– Sürücünün hatalı sürüş tekniği
– Kötü yol şartları
– Araçların süspansiyon sistemlerinde bilinçsizce yapılan modifikasyonlar

Otomobil üreticilerinin verdiği spesifikasyonlara göre üretilen amortisörler belli teknik özelliklere sahiptir. Amortisörün hem güvenlik hem de konfor unsurlarını her yol şartında sağlayabilir olması gerekir. Ancak sürücü kullanım özellikleri ve aracın hızı bunda belirleyici olur.

Yoldaki çukurlardan veya tümseklerden yüksek hızla geçildiğinde meydana gelen ani darbeler amortisörün performansını olumsuz yönde etkiler. Bu durum sıkça tekrarlandığında ani performans kaybı ve hatta amortisörde yağ kaçağı meydana gelir ve amortisörün bozulması kaçınılmazdır.

Bu bakımdan yoğun kış şartları sonucu yollarda meydana gelen çukurlara azami dikkat edilmesi büyük önem taşımaktadır. Amortisörlerin bozulması aracın hayati önem taşıyan pek çok parçasının da beraberinde aşınmasına sebebiyet verir.
Her 20 bin km’de bir amortisörlerinizi kontrol ettirin!

Amortisörlerin, her 20.000 km.de bir kontrol ettirilmesi olası kazalara karşı can ve mal güvenliğinin sağlanması açısından çok büyük önem taşır.

Amortisörler yavaş yavaş aşınır ve sürücüler bunun yaratacağı olumsuzlukları tespit edemez. Farkında olmadan bu olumsuzlukları giderecek yeni bir sürüş tekniği geliştirir. Gerçek tehlike işte burada başlar ve bu durum kazalara davetiye çikartir.

Bu bakimdan Monroe Amortisör’lerini Türkiye’ye ithal eden şirketin yetkilileri araç sahiplerine amortisörlerini 20.000 km’de bir kontrol ettirmeleri gerektiğini hatırlatıyor.

Her 20.000 km’de bir bakim yaptırmak amortisörleri değiştirmek gerektiği anlamına gelmez. Ancak bozuk amortisörler kesinlikle tamir edilemez.

Amortisörü tamir etmek, güvenliği % 100 riske atmak demektir. Bir amortisör 40-50 parçanın birbiri ile uyumlu çalışması sonucunda mükemmel bir sönümleme sağlar. Sadece 1-2 parçası veya keçesi değiştirilerek tekrar kullanıma sunulması mümkün değildir.

Ayrıca içinde kullanılan yağ da özel amortisör yağıdır. Bir başka tür yağ konulduğunda amortisörün tüm performansı değişmiş olur. Uluslararası standartlara uygun bir fabrikada hatasız olarak seri üretilen bir amortisör ile hiç bir teknik ekipman olmaksızın kesilerek tamir edilen bir amortisörün aynı performans ve çalışma koşullarını göstermesi mümkün değildir.

 

NAVİGASYON SİSTEMLERİ

      

Modern dünyamızın en büyük mucizelerinden birinin yeryüzünün 150 bin mil üstünde bulunan toplam 24 uydu olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Enlem, boylam, irtifa ve zaman olmak üzere dört tür bilgi taşıyan radyo dalgaları yayan bu uyduların her birinin kendine özgü bir protokolünün bulunması, uydu bağlantılı navigasyon sistemlerinin temeli olan ve yeryüzünde üslendirilen GPS (Global Positioning System= Küresel Konumlandırma Sistemi) tarafından tanınmasını sağlıyor.

GPS, kokpite monte edilen küçük bir alıcı aracılığıyla toplanan bu verileri kullanarak kendi konumunu hesaplıyor. Teoride en az dört uydudan alınan veriler yüzde yüz doğruluk için yeterlidir; ancak pratikte her şey çok farklı.

Uyduların sahibi olan ABD Ordusu, uyduların düşmanlar tarafından kullanılmasını engellemek için yayınlara değişken bir hata kodu giriyor; bu da normalde 100 metre olan yanlışlık payını 300 metreye çıkarıyor. Elbette sırları elinde bulunduran ABD Ordusu yüzde yüze yakın bir doğruluk payıyla çalışıyor; bunun en iyi örneği de Körfez Savaşı sırasında Bağdat’ı hiç ıskalamadan vuran füzeler.

Ancak yerel bilgiler kullanması gereken otomobil GPS sistemleri bunun için araçtaki hız sensöründen ve GPS’teki pusula ya da ciroskoptan gelen bilgileri hesaba katarak uydu verilerini CD-ROM’lara kaydedilen dijital haritalarla karşılaştırıyor. Böylece eğer 100 km/s hızla gidiyorsanız, navigasyon sisteminiz arazide değil de anayolda gittiğiniz sonucuna varıyor.

Çoğu sistem, Navigation Technologiesin (NavTec) oluşturduğu dijital harita verilerini kullanıyor. Her kavşağın öncelik, girilmez levhası ve trafik ışıkları, vb… açısından kontrol edilmesi gerektiği düşünülürse bu standardizasyonun önemi açıkça anlaşılır.. Bu haritalarda ayrıca istediğiniz takdirde direkt olarak yönlendirileceğiniz otoparklar, oteller, benzin istasyonları, turistikler yerler gibi “ilgi noktaları” hakkında da veriler de bulunuyor.

Uydu bağlantılı navigasyon sistemlerinde en belirgin gelişme CD-ROM haritalarının detaylandırılmasında kaydedildi. Bundan sonra özellikle de yeni otomobil tasarımlarının standart bir parçası olarak düşünülen ve ekranla kontrol birimlerinin kolayca görülüp ulaşılabilecek bir yere yerleştirilen sistemlerin “hardware”lerinde gelişmeler ve yenilikler olmasını beklemek hiç yanlış olmaz. Ancak hayli önemli ve kaçınılmaz bir gelişme gibi görünse de hiçbir firma varış noktasının girilmesi için kokpite entegre kompakt bir klavye kullanmayı aklına getirmiyor; galiba daha uzun bir süre imgeç kullanılmaya devam edilecek.

 

Bosch, Philips ve Alpinein hakimiyetinde olan navigasyon sistemi piyasasına son zamanlarda yeni firmalar da giriyor. Örneğin Magneti Marelli “Route Planner” (Yol Planlayıcısı) adlı bir sistemi piyasaya sunmaya hazırlanırken Clarion henüz hazırlık aşamasında olan bir sistem üzerinde çalışıyor ve Pioneer da bilgilerin sesle girilmesini mümkün kılmak için uğraşıyor.

Ancak tüm bunların yanında en yararlı ve belirgin gelişme, mevcut trafik sıkışıklığıyla ilgili bilgilerin yol bilgileriyle birlikte verilebilmesi olacak. İngiltere’de bu konuda iki farklı çalışma yürütülüyor. Daha gelişmiş olanı gelecekte radyo yayınlarının standart frekansı olacak Digital Audio Broadcasti (DAB) kullanıyor; ancak bu sistem sadece çok az araçta bulunan dijital radyolarla kullanılabilecek.

Daha basit ve ucuz bir çözüm olan diğer sistem, RDS kullanan ulusal radyo ağıyla çalışan Traffic Message Channel (TMC) adıyla anılıyor. Üç yıl içinde kullanıma sunulacak TMC’de ülkedeki tüm kavşakları içeren akıllı bir kart satın alınıp uydu bağlantılı navigasyon sistemine bağlı araç radyosuna takılıyor.

Bunun da ötesinde gelecekte araç ve harita/trafik bilgileri sağlayan bir merkez arasında Internet türü canlı bir bağlantı kurularak CD-ROM ihtiyacı ortadan kaldırılabilir. Bu sistem sayesinde her sınır geçişinde CD’lerin değiştirilmesine gerek kalmadan tüm Avrupa’da kolayca yön bulmak mümkün olabilir.

 

 

 

 

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »